9 Şubat 2011 Çarşamba

FCP


Bu gece bitirmem gereken bi bölüm vardı, bekleyebilir biraz..

Cansu,

Biraz ışıklı birsürü kasabanın yanından geçerken o trenle her durakta inip kaybolmak isticeksin.. en yalnız yolculuğun bu, en yalnız hissettiğin.. hep başka şeyler düşünmeye çalışıp aynı noktaya dönüceksin.. şundan emin ol, senin o yolculukta hissettiklerini bir ömür hissedemeyen milyarlar var.. “bu neyi değiştirir serdar” diceksin.. hiçbişi hissetmediğini, donup kaldığını düşünüceksin.. boş gözlerle koltukların desenini, dışardan ışık geldikçe görünen camların kirini izliceksin.. belki ojelerini kazıcaksın tırnaklarınla..

Olduğundan daha fazla yalnız hissetme diye o yolculuğu seninle paylaşıyorum.. kilometreler, uzaklık, yakınlık.. bunlar herhangi insanların hayatı gördüğü açılar.. (saat 11.11)

Cansu bu hayatın özünde sistemli hiçbişi yok.. yanlış diye düşündüğün herşeyi çıkarsanda geçmişe dönüp gene aynı kaosun içine düşebilirdin.. fiil ne kadar doğru, düşmek.. atalarımızın ağaçtan düşme korkusu gibi.. nefessiz kalıp uyandığın bir rüya gibi..

Hayatlarımız heyecanla okuyup bitirdiğimiz kitaplardan uzun diil.. o kitaplarda bikaç duygudan fazlası diildi.. yazılmayanlarda var ama, geçmişe dönüp baktığında giyilen kıyafetler, sürülen rujun kokusu, o rujun o adamın dudağında dağılması, hissettiğin hafiflik..

Zamanın nerdeyse herkesin algısında devam eden, hep ileri doğru bi hareket olduğunu biliyorum.. ama bazen durur.. içine herşeyi alır.. aşkının gözlerini de, içtiğin sigaranın dumanını da aynı kareye koyar..

Çok eskilerden gerçek bi hikaye anlatiyim.. bisiklete binmeyi izmir’de öğrendim.. annanem ve üçüncü eşinin yanına gitmiştim bi yaz, yaş en fazla 9.. dayımda orda arkadaşlarıyla bi eve çıkmıştı.. bisikleti ananem aldı.. ilk bikaç gün hiçbişi öğrenemedim, biraz kırılgan bi çocuktum.. bi gece alkolik olan 3. koca annanemi dövmeye başladı.. bisiklet sokakta demire kilitliydi, anahtarda salonda cam bi vazomsu şeyin içinde.. odadan çıktım, gayet sakin adımlarla ilerledim, anahtarı aldım.. döven ve dövülen durdular, bana baktılar, belki utandılar, hiçbişi sormadılar, evden çıktım.. apartmanların ortasında dev bi arsa vardı, uyduruk sokak lambalarıyla biraz aydınlanıyodu.. bisikleti kullanmayı öğrenemedim o gece, malesef hikaye oraya gitmicek.. dizlerim, incecik kollarım her düşüşüşümde çakıl taşlarıyla kesildi.. sonra gene denedim, sonra gene.. hayatımda hiç şiddetli olmamıştım.. bisikleti tekmeledim, ağladım.. tahminen güneşten iyice rengi açılmış saçlarım ve ağlamaktan parlayan gözlerimle oscarlık çocuk oyuncuydum.. uzatmiyim.. asıl mevzu ben yeni bulduğum bu duyguya sarıldım ve bırakmak istemedim.. bırakmayınca noldu peki.. ben o bisiklete binme çabasındayken arsanın ortasında sekip uçmaya çalışan bi martı vardı.. onunla yarıştığımı düşünmüştüm.. ben mi önce öğrenicem yoksa o mu önce uçucak.. kendi garip dramımı bırakıp onun yanına gittim, ayaklarından biri kopucak gibi sallanıyodu, kanatlarından birinin yarısı yenmişti, yada kopmuştu bilmiyorum.. bişi ona saldırmıştı.. tek ayağı üstünde sekerek önce benden kaçmaya çalıştı, sonra garip bi hırıltı çıkararak bana doğru hareketlendi.. korkup düştüm, burnumun üç santim yakınına kadar geldi ama dokunmadı, göbeğimin üstüne bıraktı kendini.. devamında önemli bişi yok.. arada toprak üstünde zıplayan çekirgeler var hatırladığım.. bide martı öldü.. koşarak dayımlara gittim, sabaha kadar ağladım, beni neşelendirmek için gecenin üçünde uyuyan gözlerle pasta yaptı dört tane adam.. o günden önce ki kayıtlarım sadece yaşananlar, o günden sonrakiler içinde tüm ayrıntıları, tüm hissettiklerimi de barındırıyo.. bide o izmir dönüşünde tek başıma uçağa binmiştim, çok korkmuştum..

bidaha uçağa binmek istemedim hayatım boyunca.. yasmin’le tatilden dönerken mecbur kaldım, son saniyeye kadar içimden “in serdar” geçti.. yasmin elimi tuttu, inmedim.. o benim için ne kadar önemli olduğunun farkında mıydı bilmiyorum..

kitabımın giriş sayfası şöyle cansu,

yıldızlara bakarken ne kadar küçük olduklarını düşündü Sarı, birbirlerinden uzak ve ufaktılar.”

Yaşananlar için pişman değilim, sadece bazıları için. Geçmiş her gün büyüyor arkamda. Hayatım dediğin şey aldığın değil, verdiğin nefes.

Bu son yaz.

Yani diyor ki şair, hayat dediğin geçmişin.. bugünü çöpe atalım demek diil tabi bu.. içtiğimiz kahveyi burnumuzdan üflerken ondan zevk almayalım demek diil.. midye dolmasını da sevmeye devam edelim, sevdiğimiz yönetmenin filmi çıkınca üç aylık bebek gibi üşümesin hastalanmasın diye onu sarıp sarmalayalım..

Kalbinin ne kadar kırık olduğunu tahmin edemiyorum.. kendi kalbimden bakınca bu şehir gözyaşıyla dolar, boğulurum gibi geliyo.. kuzey ingiltere şimdi herzamankinden daha soğuk olucak, sen bi süre donup kalıcaksın.. sonra çözülüceksin yavaş yavaş.. kalbin diil ama, o sonra, bir anda çözülücek.. insanlar sıradan olduklarına kendilerini inandırıp acılarınında bu inançla sıradanlaşmasını bekliyolar..

Oluyo mu peki.. sanmıyorum..

Yatağına giriceksin, yastığa başını koyucaksın.. yorgunluğuna göre belki hemen belki bikaç saat sonra uyuyabiliceksin.. o arada kare kare anılar geçicek, birbirine dokunan eller, ayaklar, belki sakala bulaşmış bi dondurma..

Baban gelicek belki aklına.. senin yanındayken içinde baba geçen cümleler kurmazdım ben, kurulucak gibi olursa saptırırdım.. sadece bi kere anlattığını hatırlıyorum.. önemli olduğu için her cümlen kayıtlı.. sıkkın olduğunda seni anlamanın en iyi yolu o açık pencereye bakan cansu’yu düşünmek oldu benim için hep.. tüller rüzgarla uçuşuyo..

Tanıdığım en gerçek insanlardansın.. anısız ve duygusuzda olabilirdin.. ama öyle olsan cansu gerçekten aşık olamazdın.. özlediğin birini görünce ona sıkı sıkıya sarılamazdın.. içip ağlayamaz, içip sapıtamazdın.. gerçek olduğun için yediğin pastanın seni mutlu etmesine de izin vericeksin..

Bende uzun zamandır aklımda olmasına rağmen korktuğum şeyi yapıcam.. maltepe sahiline gidicem.. yasmin’le oturuyoduk, yan yana.. bi an garip bi his “burası bizim yerimiz olsun mu” dedim.. “söylemeye gerek var mı” demişti oda..

Ümit besen’le david lynch filmlerinin arasında biyerde hayatlarımız.. doğduğumuz toprakla alakalı heralde...

Eve vardın mı bilmiyorum. öptüm çok.. seni seviyorum biliyosun.. kimsenin yerini kimse tutmaz biliyorum ama buda bişidir..

serdar

2 yorum:

minerva dedi ki...

tüller rüzgarla uçuşuyo..
dunden beri kafamda cakan imajlar icinde bunun varligini hissediyordum ama hic uzun sureli klamadi zihnimdeki bi turlu varliginin farkin varamadim.. duygular aslinda ne kadar goruntulere bagli bi bicimde kayitlilar zihnimizde ve nasil bi slyat sova donusebiliyorlar diye sacma dusuncelere dagiliyor zihnim.. beynim beynim bi sure suyun icine dagilan murekkep olsun.. oyle hissediyor cunku zihnim.
martinin olusu, senin kanayan dirseklerin, pastaa yapan dayi.. hep bi takim imajlar ve bulyon duygu kupleri.
tesekkur ederim. tesekkur ederim.
eve geldim, yolda son tren aktarmamda onumde oturan 4 eleman yanlarinda yagliboya bi kadin popsu ve bacagi ile seyahat etmekteydiler. resmi koyduklari yerin karsisina kimse gecip oturmuyordu. birden sarhos bir kadin oturdu ama kadinin bizdeki yerli dengi ne bilemiyorum ama white trash kivamini yakalamak icin bakmaya bile gerek yok, ses yetiyor. oturdu ve elemanlara resme satasmaya basladi. kadin vucudundaki 3 elmas olmasi gerektiginden bahsetti, ayaga kalkti, elmaslar nerede olacak gosterdi (gorebilecek bi noktadaydim ama, ben bakamadim.)ama benim ciplak oldugumu dusunun diye de ekledi falan.. sonra biletleri kontrol etmeye geldiginde kodnuktor kimsenin (mesela bnm) biletlerine bakmadi. direk ona gitti, bilet sordu. yanlis trene binmis. ve icinde bulundugumuz tren gecenin son treni, geldigimiz duraga geri de donemez yani. yanlis yone gitmektekteki trende sarhos kadin bi an aglamakli oldu ama ben yarin sabah cocuklarimi gorecektim dedi. napicam ben o zmn simdi, taksiye verecek paramda yok dedi. o sirada o geyik attigi elemanlar soru sorup cozum uretmeye calistilar. samimi gorunuyorlardi ama ozensizdi cozum cablaari ki sonunda pes ettiler. ben o zaman aglamakli oldum. kadini eve alip getirmeyi yarin da kahvaltisini ettirip cocuklarinin yanina yollmayi dusundum ama.. yapamadim, yanina dogru bi hamle yaptim ama konusmadim, nasil anlar ki beni, yanlis anlar mi, bana manyak sapik muamelesi yapar mi diye tirstim ama gozum doldu benim..
ama sen simdi aglattin. yavas yavas.. azar azar.. sakin sakin.. usul usul..

rene gallimard dedi ki...

bugün nasılsın bilemiyorum kuzu.. ben dün gece zatürre yolunda büyük insanlık için hiçbisik ifade etmeyen adımlar attım..

bostancıdan aldığım cep kanyağı daha yasminlerin evinin önünden geçerken bitti misal.. öyle bi soğuk, geri döndüm iki tane aldım bu sefer.. onlarında ömürleri kısa sürdü..

sahil boyunca dalga kıranlar var ya kıyıya dik, iskelemsi.. onlardan biri ama hangisi, her seferinde bulmam yarım saat sürüyo.. üç ay önce sakladığım şeyin hala orda duruyo olmasıda şok etti beni.. üç ay durduysa üç yılda durur diyip ellemedim.. bide hayatımda gördüğüm en pis en yılışık köpeğe denk geldim.. üşüyodumda, sarıldım hayvana.. gene bi garip anlamsız durumlar.. sabaha doğru 5te orda olmayı seçmiyo ya kimse.. bence bütün şehir sabah 5te eksi on derecede maltepe sahilinde olmalı..

hala ısınamadım.. hastada olmuyorum.. garip..
göz kapaklarımı hiç kırpmazsam gözlerim donar mı o havada diye düşündüm bide, son kanyağın sonuna doğru..

türümüzün ciddi problemleri var cansu.. kırılıyosun, anlamaya çalışıyosun, anlıyosun.. bu arada empatiden kudurup herkes için kırılıyosun.. trende ki sarhoş abla gibi, üşüyen köpek gibi..

dün bişi dedin ya.. insanın sevdiği diye başlayan.. bilmiyorum abi, olmamalı, oha artık..

sinirini çıkarıcağın kendinden başka hiçbişi yok.. ama sana lazım daha o beyin, o eller ayaklar.. kendine çok kötü davranma.. en azından çok diil.. al işte saat 01.01.. günde beş kere saate bakıyosam üçünde böle rakamlara denk geliyorum.. bilimin tıkandığı yerde ben başlıyorum..

Yorum Gönder